Aşkın Şiir Hali: Mihriban
Fikir ile Gelecek Editörlüğü · · güncellendi:

“İnsanların gönülde kalması, gözde kalmasından daha iyidir.”
Abdurrahim Karakoç, 1932 yılının ekim ayında, Kahramanmaraş’ın Ekinözü ilçesinde dünyaya gelmiştir. Şair bir ailede doğması dolayısıyla küçük yaşlarda şiire merak salmıştır. İlk yazdığı şiirlerini bilinmeyen bir sebepten dolayı yakmıştır. İlk şiir kitabı ‘Hasan’a Mektuplar’ 1965’te İzmir’de yayımlanmıştır.
Kısa zamanlı olarak siyaset ile de uğraşmıştır. Karakoç’un şiirlerindeki mücadeleci ruh ise zamanın şartlarından kaynaklanmaktadır. Hiciv şiirleri bestelemesinden dolayı 30’a yakın defa mahkemeye verilmiş fakat hiçbirinde avukat tutmamış ve kendi kendini savunarak beraat etmiştir.
2012 yılında ciğerlerindeki enfeksiyon nedeniyle hastaneye yatmıştır. 7 Haziran 2012 tarihinde Gazi Üniversitesi yoğun bakımında hayatını kaybetmiştir.
Karakoç’un ardından yeni neslin pek bilmediği, kendisine iki ölümsüz şiir yazdıran, Mihriban’ın hikayesini sizlerle paylaşalım istedik.
Mihriban şiirini yazan Karakoç, gençlik yıllarında aşık olmuş ve bir o kadar da sevilmiştir. Mihriban, Karakoç’un tek aşkı ve aşkının da sembolü olmuştur. Niyetleri evlenmek olmuştur fakat kızın ailesi kesinlikle karşı çıkmıştır. Yıllar sonra bir arkadaşından onun evlendiği haberini almış ve şimdilerde dillerde dolaşan, dinlemekten herkesin keyif aldığı ve bir o kadar da hüzünlendiğimiz mısralar dökülmüştür kaleminden. Şiir Musa Eroğlu tarafında bestelemiştir.
Karakoç, Platform dergisine verdiği röportajda birkaç soru ile şöyle anlatmıştır Mihriban’ı;
Nedir Mihriban’ın gerçek hikayesi?
“Bazıları “Gerçek mi?” diyor. “Gerçek” diyorum. Ama adı ‘Mihriban’ değil. O, gençliğimde yaşanmış bir aşktı. Ama şimdi adını deşifre etmem, ayıp olur. Benim takmış olduğum sembol bir isimdir ‘Mihriban’.”
Hâlâ seviyor musunuz?
“Bazen aklıma düşüyor. Ben “unutursun” diyorum ama insan hiçbir zaman unutamıyor… O, bir mektup üzerine yazılmıştır. Benim gönderdiğim bir mektuptan dolayı bir cevap aldım. “Unutmak kolay mı?” başlığı, mektubun. “Unutmak kolay mı deme/Unutursun Mihriban’ım” diyorum. “Düzen böyle bu gemide/Eskiler yiter yeni de/Beni değil, sen, seni de unutursun Mihriban’ım” dedim… Allah o hallere düşürmesin, insan kendini de unutur…”
Belki bu şiirin bu kadar beğenilmesinin sebebi herkesin içinde bir Mihriban’ın olması…
“Gerçek, yaşanıp yazıldığı zaman okuyucu kendini bulur. Bu yüzden diyorum ki, bence herkesin hayatında bir ‘Mihriban’ var…”
Yaşayıp yaşamadığını biliyor musunuz?
“Onu da bilmiyorum… Sivas’ta bir televizyona çıktım. Telefon bağlantısı var. Bir hanım çıktı, “Abi o yaşıyor mu” dedi. “Bilmiyorum” dedim. “Nasıl bilmiyorsun” dedi. “Bilmiyorum işte” dedim. O bayan, “Eğer yaşıyor da, bu türküyü dinliyorsa, Allah ona yardım etsin” dedi. Hanımların dayanışması işte! Yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum vallahi.”
Çok mu güzeldi? “Sarı saçlarına deli gönlümü/Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban” diyorsunuz.
“Saçı da sarı değildi…”
Hangi seneydi… ?
“1960…”
Bir gün Mihriban’ı göreceğinize inanıyor musunuz?
“Bilmiyorum, görmek de istemiyorum. Değişmiştir şimdi. Ben onun nazarında değiştim, o benim nazarımda değişti. Niye görelim? Öyle kalsın ya… İnsanların gönülde kalması, gözde kalmasından daha iyidir.”
Şiirin tamamını Abdurrahim Karakoç’un kitaplarından okuyabilir, Musa Eroğlu’nun bestesiyle dinleyebilirsin. Şiir, “Sarı saçlarına deli gönlümü / Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban!” dizeleriyle açılır.
İlgili: Şiir, Aşk Ve Özgürlüğün İsmi: Füruğ Ferruhzad · Aşkın Kanunu: Aşk Nedir?
Hatice Merve ALKAN
Sıradaki
Bu yazıyı sevdiysen FiG Notları'na abone ol: iki haftada bir pazar, 5 dakikalık okuma.
Bir hata mı gördün? Bize yaz, düzeltelim.



